Kim Bu Judith?

karantina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karantina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Eylül 04, 2020

beni tanıyor musun?

insan "ben kendimi anladım" diyebilir mi? kendini çok iyi bilmek mümkün mü? bunun için de bir ermişlik, olgunluk, kemale ermek gerekmiyor mu? bir insan nasıl kendinden emin bir şekilde "ben böyleyim" diyebilir ki? ya öyle değilsen? 


benimki manevi bir "kendini keşfetme" dönemi değil. iç yolculuğuna falan da çıkmadım, bir yere varmaya da çalışmıyorum. sadece kendimi tanımaya çalışıyorum. ben neleri severim, neleri sevmem, neye kızarım, gülerim, ağlarım, ne zaman sessizleşirim, ne zaman gürlerim. beni ben yapan şeyler neler. bunları görmeye çalışıyorum. şimdi durum böyleyken, insanlar bana "sen şöylesin, sen eskiden böyleydin" dediklerinde beni gerçekten tanımış ve benimle ilgili kalıp cümleler kurabilecek kadar beni bilmiş mi oluyorlar? daha ben kendimi tanımıyorken? ben sürekli bir devinim içindeyken? değişiyorken, gelişiyorken, düşüyorken veya yükseliyorken? beni bu dünyaya getiren annem dahi beni bilemeyebilirken? 


tuhaf. insan her zaman içi dışı bir mi? içi dışı bir değilse her zaman samimiyetsiz mi? sana karşı samimi değilken belki kendine karşı samimi oluyordur, belki de en iyisi budur. insanın kendisine samimi olması. en iyisi budur ve en zoru da budur zannımca. 


şimdi ben içimde bambaşka bir benle karşı karşıyayım. ve bu kendimi, kendime sakladım. nasıl biri olacağını bilmediğimden. bencil mi olacak? kararlı mı olacak? sevecen mi olacak? ketum mu olacak? bilmiyorum. ben bilemezken, beni başkası da bilemez. öyle değil mi? 



Cuma, Nisan 24, 2020

pitch-black

üç gün önce bir başlık kaydettim, bir anda aklıma ingilizce bir kelime geldi: pitch-black. siyahtan da siyah. kapkara. daha doğrusu bizdeki zifiri gibi bir şey. niye aklıma geldi bilmiyorum, bununla ilgili bir şey yazarım dedim herhalde. şimdi tekrar açınca, evet dedim, ne yazacağımı buldum.

birkaç gündür, neredeyse bir haftadır uyuyamıyorum. gözlerim kapalı, uyku haline geçecek gibiyim ama zihnim ve bilincim hiç olmadığı kadar uyanık. aynı anda dokuz milyon sahne oynuyor zihnimde. ama hepsi karanlık. pitch-black. 

niye uyuyamadığımı düşünüyorum devamlı. sebep hem çok hem de hiç yok. gün içerisinde, aydınlıkla beraber üzerine hiç düşünmediğim şeyler, gece olup da her yer kararınca bir anda meydana çıkıveriyor. ortada ne bir olay örgüsü ne de bir konu başlığı var, ama öyle hikayeler yazıp duruyorum ki. şu an içinde bulunduğumuz tuhaf durum bunun müsebbibi olabilir. her şeyin bilinmez olduğu, öngörü kabiliyetimizi kaybettiğimiz, elimizle yokladığımızın hep boşluğa çıktığı bir durum. pitch-black. 

bu durumdan kurtulmak için kendimce çözümler arıyordum. iki gün önce nakış yapmak için malzemeler aldım, çekmecede birkaç defa dışında hiç dokunmadığım suluboya seti duruyorken. heyecanlandırmadı değil, ama geçen gün bin beşyüz parçalık kaplumbağa terbiyecisi puzzle'ını yapmaya başladığımda da heyecanlanmıştım. biraz durdu masada, sonra toplandı ve kaldırıldı. kitap okuyorum, yazmaya çalışıyorum, bir dizi takip ediyorum, mutfakta bir şeyler deniyorum. sonra bugün okuduğum kitapta bu yaptıklarımın ne kadar anlamsız olduğunu öğreniyorum. teşekkürler. diyor ki kitapta, aynı anda birçok şeyi yapmaya çalışanlar, aslında hiçbir şey yapamazlar. kendilerini meşgul ederek çok şey başardıklarını düşünürler, ama aslında koca bir hiçtir ellerine geçen. koca ve derin bir hiç. pitch-black. 

sanırım bu halimiz bir süre daha devam edecek. ama kendimi soktuğum bu zifiri karanlığın bir an önce dağılması ve güneşin beni aydınlatması gerek. bunun da yolu sanırım neler için şükür ettiğimi hatırlamam. çünkü teşekkür etmek, her zaman iyi hissettirir. mesela geceye teşekkür etmekle başlayabilirim. sonunda güneş doğuyor çünkü. tekrar yükselmek için önce dibi görmek gerek. umarım şu zamanlar, dünya dibi görmüştür ve bütün bunlar daha iyi olacağımız içindir. başka türlüsünü düşünmek istemiyorum.